MAKALE Yeni Yüzyılın Enerji Güvenliğinde Karşılıklı Bağımlılık Bir Zaruret 2. Bölüm Cumhurbaşkanlığı Enerji Danışmanı Doç. Dr. Volkan Ş. Ediger'in Kasım ayında gerçekleşen Enerji Arenası'nda yaptığı "21 . Yüzyılda Enerji Güvenliği" başlıklı sunumun ilk bölümünü geçen sayımızda yayınlamıştık. Bu sayımızda yayınlayacağımız ikinci bölümde il. Dünya Savaşı sonrası yeni dünya düzeni ve yeni yüzyılda enerji güvenliğinde değişen kavramlara dair Volkan Ş. Ediger'in değerlendirmelerini okuyabilirsiniz. Avrupa'nın Enerji Güvenliği: ECSC ve EURATOM il. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra Amerika Birleşik Devletleri, yeni dünya düzenini kurmak için çalışmalara başlayarak, çeşitli girişimlerde bulundu. Bunlardan en önemlisi, Truman Doktrini çerçevesinde tasarlanan Marshall Planı'dır. Haziran 1947'de Harvard Üniversitesi'nde yaptığı konuşmasında, ABD Dışişleri Bakanı General George Marshall, Avrupa ekonomilerini tekrar kalkındırmak için çok geniş kapsamlı bir program önermiştir. Plan'ın temel amacı, savaş sonrasında harap hale gelmiş olan Avrupa'nın yeniden tanzim edilmesi ve ekonomik çöküntünün ortadan kaldırılmasıdır. Toplam olarak 13 milyar dolar civarındaki yardımlardan en çok yararlanan ülkeler, şekilde görüldüğü gibi, İngiltere, Almanya ve Fransa'dır. Bu yardımdan Yunanistan ve Türkiye'ye ise çok az bir pay düşecektir. Şimdi Avrupa açısından bakarsak, Truman Doktrini sonrasında ortaya çıkan bu barış ortamı içinde Avrupa'da bir birlik tesis etmeye yönelik gayretleri görüyoruz. Bu gayretlerin temelinde de kesinlikle enerji güvenliği yatmaktadır. Fransız Robert Schuman ve Jean Monet'in uğraşlarıyla 1951 yılında yapılan Paris Anlaşması'yla Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu - ECSC: European Coal and Steel Community kurulmuştur. Bu topluluğun temel gaye58 Doğal Gaz Dergisi 2008 / 132 Volkan Ş. Ediger Cumhurbaşkanlığı Enerji Danışmanı si Avrupa'nın enerji güvenliğini kömürle temin etmektir. Tabii o dönemde en fazla kömür Almanya'da olduğu için bunun önderliğini de Almanya yapmıştır. Fakat bu girişimde Avrupa Birliği başarılı olamamıştır. Daha sonra 1957 yılında Roma Anlaşması imzalanmış ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu - EURATOM kurularak, enerji güvenliğini kömürle halledemeyen Avrupa, bu sefer de nükleeri denemiştir. Fakat Fransızların önayak olduğu bu gayretler de başarılı olamamıştır. Özetle; AB'nin kuruluş sebeplerinden biri tanesi enerji güvenliğidir; kömür ve nükleerle enerji güvenliğini oluşturma gayretleridir, fakat ikisinde de başarılı olunmamıştır. Başarısızlığın başlıca nedeni de birlik halinde davranılmamış olmasıdır. Bu politika enerji güvenliği konusunda da maalesef günümüze kadar süregelmiştir. Avrupa'nın bir birlik halinde davranmayıp, her ülkenin kendi enerji sorunlarını kendi çözme çabaları buradan kaynaklanmaktadır. Amerika'nın Enerji Güvenliği 1945 yılından sonra Avrupa, yeni dünya yakıtının petrol olduğunu bence bir süre fark edememiştir. Ya da fark etmiştir de enerji güvenliğini ABD'ye tam olarak teslim etmemekte bir süre direnmiştir. Fakat yeni dünyanın 1945 yılından sonra bir petrol uygarlığına doğru gittiği çok açıktır. Ayrıca, dünya lideri olan ABD'nin petrol güvenliği artık dünyanın enerji güvenliği halini almıştır. ABD'nin petrol üretimi ve tüketimine bakacak olursak; 1945 yılından önce üretim tüketimden fazlayken ilk defa 1945 yılından itibaren, tüketim hızla artıp üretim de düşmeye başladığından ikisinin arası açılmaya başlamaktadır. Amerika'nın petrol açısından dışa bağımlılığına bakacak olursak; ilk defa 1945 yılında başlayan dışa bağımlılığın 1970'Ii yıllarda maksimuma ulaştığını görmekteyiz. Bu sebeple ABD'nin enerji güvenliği dünyanın enerji güvenliğiyle paralelleşmiştir. 1998'den sonra ise artık Amerika Birleşik Devletleri'nin petrolde dışa bağımlılığı yüzde 50 sınırını geçmiş bulunmaktadır. Yani tüketilen petrolün yarıdan fazlası dışarıdan alınmak zorundadır. Kanımca, 2000 y ı lından sonraki olayları buraya bağlamak mümkündür. Doğalgaz Çağı Yaşadığımız çağa gelecek olursak, petrol ve kömürün dünya tüketimindeki payı [>
RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=