Doğalgaz Dergisi 193. Sayı (Kasım-Aralık 2015)

ilerlemesi beklenen boru hatları için kendi topraklarının tercih edilmesi için politika üretmektedirler. Oyun içersinde Türkiye, ABD'nin şemsiyesi altında yer alırken, İran, Rusya ile işbirliği içinde bölgede kendisine yer edinmeye çalışmaktadır. İran, bölgenin petrol ve doğal gazının boru hatlarıyla taşınmasında en uygun maliyetleri sağlayacak konumda bulunmasına rağmen ABD'nin ambargo politikaları nedeniyle istediğini tam olarak elde edememektedir. İran'a yönelik ambargonun aşamalı olarak kaldırılması kararı alınmış olması Hazar jeopolitiği üzerinde önemli etkilere yol açma potansiyeli taşımaktadır. Çin'in bölgeye yönelik verdiği mücadelede ise, siyasi amaçların yanı sıra hızlı ekonomik büyümesini sağlayacak enerjiyi güvence altına alıp kritik bir sınır bölgesindeki siyasal nüfuzunu artırmak çabası öne çıkmıştır. Hazar bölgesine yönelik olarak Çin'in, önümüzdeki dönemde ABD ve Batı'nın bölge üzerinde hakimiyet kurmalarını önleyecek stratejiler izleyeceği değerlendirilmektedir. Avrupa Birliği açısından ise Hazar bölgesi enerji talep güvenliğinin sağlanması boyutunda öne çıkmaktadır. Enerjiye kesintisiz ve güvenilir kaynaklardan ulaşmak isteyen AB, Rusya'ya olan enerji bağımlılığını azaltabilmek için bölge ülkelerine mali ve teknik yardımlar da bulunmaktadır. Bölge ülkelerinin (Kazakistan, Azerbaycan, Türkmenistan) Hazar Havzası'na yönelik politikaları genelde ortaklık göstermektedir. Ortak amaç olarak petrol ve doğal gazın en ekonomik ve güvenilir yollarla uluslararası piyasalara ulaştırılması, böylece bağımsızlıklarını ekonomik kalkınma ile desteklemek öne çıkmaktadır. Bu hedeflere ulaşabilmek için bölge ülkelerinin Rusya'nın engellemelerini aşmaları gerekmektedir. Bu nedenle bu ülkelerin batıya ya da doğuya, Rus boru hattı sisteminin dışında rotalar izleyerek açılmaları önem taşımaktadır. Hazar Denizi'nin statüsü sorunu Hazar 424.300 km2 bir alanı kaplayan, okyanus ve denizlerle nehir-kanal şebekesi dışında herhangi bir bağlantısı bulunmayan dünyanın en büyük iç gölüdür. Tuzlu su kütlesine sahip olan Hazar, büyüklüğü nedeni ile geçmişten günümüze deniz olarak adlandırılmaktadır. Ortalama 1.030 kilometre uzunluğa, 196 ile 435 kilometre arası genişliğe sahiptir. Toplam kıyı uzunluğu 7.000 kilometre, su yüzey alanı 424.300 km2 , toplam su kütlesi yaklaşık 78. 700 kilometredir. Hazar Denizi'nin statüsü Sovyetler Birliği'nin 1991 yılında dağılmasının ardından tartışmaya başlanmıştır. SSCB dağılmadan önce Hazar, iki kıyıdaş devlet olan SSCB ve İran tarafından belirlenen rejimle paylaşılmış durumdaydı. SSCB'nin dağılmasından sonra kıyıdaş devletler arasına yeni bağımsızlıklarını kazanan Azerbaycan, Türkmenistan ve Kazakistan'ın da dahil olması ile birlikte Hazar için yeni bir uluslararası rejimin belirlenmesi gündeme gelmiştir. Hazar yatağında zengin hidrokarbon rezervlerinin olduğunun anlaşılması yeni rejimin belirlenmesine yönelik tartışmaları daha da şiddetlendirmiştir. Hazar'ın statüsü konusunda kesin bir görüş bulunmamakla birlikte yaygın olarak 3 önemli görüş kabul görmektedir. Bunlara göre Hazar; • Deniz olarak kabul edilirse, sahildar devletler; karasularını, 200 mil'e varan münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlıklarını ilan edebilecekler ve petrol ve/veya doğal gaz hattı kıta sahanlığı kullanan devletten izin almak şartı ile çekebilecektir. • Göl olarak kabul edilirse, eşit kullanım söz konusu olacaktır. Hazar'a kıyısı olan devletler göl yatağı ve su alanlarını eşit olarak paylaşarak sahip oldukları alanlarda her türlü hükümranlık hakkına sahip olacaklardır. Rusya ve İran bu görüşü desteklemektedir. Çünkü kendi sektörlerinde petrol ve doğal gaz olmayan (Hazar Denizi kıyılarında) bu iki ülke bu şekilde diğer devletlere ait enerji kaynaklarından istifade edebilecektir. ■ DOĞAL GAZ. DERGİSİ 193 ■ ■ MAKALE ■• ■ • Kendine özgü jeopolitik yapısı olduğu kabul edilirse, bu durumda Hazar'ın kendine özgün jeopolitik yapısının olması ve özelliklerinin farklılığı nedeniyle mevcut uluslararası hukuk normlarından ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Hazar Denizi'nin statüsü konusunda konsensüs sağlanamaması bölgede enerji piyasasının gelişmesinin önündeki en büyük engeldir. Bölgede yatırım yapmayı planlayan yatırımcılar açısından bu durum önemli bir risk oluşturmaktadır. Hazar Denizi'ndeki en geniş petrol yatakları Azerbaycan ve Kazakistan kıyılarında bulunurken Türkmenistan kıyısında daha az oranda kaynak bulunmaktadır. Rusya ve İran'ın kaynakları ise çok daha az olarak hesaplanmaktadır. Hazar'ın yasal statüsü hakkındaki tartışmalar bu nedenle günden güne ısınmaktadır. Statü sorunun çözülememiş olması offshore rezervlerin geliştirilmesi ve yeni boru hattı projelerinin hayata geçirilmesini güçleştirmektedir. Türkmen gazının Avrupa'ya ulaşmasını sağlayacak olan Trans-Hazar Projesi'nin yaklaşık 15 yıldır masada beklemekte olmasının görünürdeki en önemli sebebi statü sorununun henüz çözülmemiş olmasıdır. Hazar Havzası enerji diplomasisinde temel aktörler Hazar Havzası sahip olduğu enerji potansiyelinin yanı sıra kaynak transferi konusunda dezavantajlı bir konumda olması nedeni ile enerji diplomasisi açısından dikkatleri üzerine çekmektedir. Bölgedeki enerji politikalarının belirlenmesinde etkili olan temel faktörler aktörlerin bölge kaynakları üzerinde söz sahibi olma kapasitelerini de belirlemektedir. Hazar Havzası'ndaki temel aktörler ise şunlardır: • Rusya • İran • Türkiye • ABD • Azerbaycan • Kazakistan • Türkmenistan • Uluslararası şirketler • AB ve Çin. Doğal Gaz Dergisi Kasım - Aralık/ November -December 2015

RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=